Şehrimize Bakmak ve Görmek - ÇBKD GÜZ DÖNEMİ ATÖLYELERİ - 2020

ŞEHRİMİZE BAKMAK VE GÖRMEK - ÇOCUK VE MİMARLIK ATÖLYESİ

Kasım'a şehrimizden ve kendi penceremizden bakalım. Çanakkale'de yaşıyoruz her gün birçok yerden geçiyoruz. Acaba Çanakkale çocukların penceresinden nasıl görünüyor? Bir fotoğrafçı gibi önce gezelim, inceleyelim, araştıralım, detaylarını öğrenelim, zaman geçirelim. Baktığımızın ardını görmeye çalışalım... Hepimizin penceresi ayrı. Kare, üçgen, dikdörtgen, daire, dörtgen, beşgen, altıgen penceler. Eski hastanenin yolundan başlıyor yolculuğumuz. İlk durağımız Halk Bahçesi. Ancak gidiş bizi biraz zorluyor. Maalesef bazı arabalar kaldırımlara park etmiş. Çocuklar ceza yazılırsa ve otoparklar olursa bu sorunun çözüleceğini söylüyor. Bir de yolda çöp kovasının etrafının dolu olduğunu görüyoruz. Büyük ya da daha fazla çöp kovasının bunu ortadan kaldırabileceğini düşünüyoruz. Halk Bahçesine ilk girişte levhalar karşılıyor bizleri gideceğimiz yönü belirliyoruz. Bu durum çok hoşumuza gidiyor. Halk Bahçesi pek bir temiz geliyor bize. Ağaçlar, çiçekler, kediler, köpekler, kuşlar, süs havuzu, çocuk parkı, can dostlarımızın parkı, bakkal, tuvalet, amfi, Zübeyde Hanım Heykeli, kuş yuvaları, levhalar, yollar... Halk Bahçesinin her bir yanını gözlemliyoruz. Diğer kapıya vardığınızda tarihçesini buluyoruz. Calvert Bahçesiymiş eski ismi. Bir evin konağıymış eskiden. Zaman geçtikçe konak yıkılmış bahçesi de  biraz küçülmüş. Adeta bir ağaç müzesi burası. İçinde selvi, çınar, defne, erguvan, akçaağaç ve dahası... Çocukların penceresinden fotoğraflamak istedikleri ise kırmızı bir gül, karga, Zübeyde Hanım Heykeli, köpek, ağaç, kaydırak, havuz, çimenler, taşlar, kulübe, teleferik, yaprak, çiçek, tabela, bank. Pencereye sığmadığı için biraz uzaktan bakmak gerekiyor bazen. Bazen de detaylar için daha da yakınlaşmak. Çocuklar ayarlarını yapıp çekimlerini yapıyor. 2. durağımız Truva Atı. At hakkında bildiklerimizi anlatıyoruz birbirimize. Sonra başlıyoruz atı penceremizden görmeye. Kimimiz tam önünden, kimimiz yandan, kimimiz sadece başını, kimimiz bayrakları alıyor penceresine. Ama kocaman atı pencereye sığdırmak kolay değil. Epey uzaklaşmak gerektiğini anlıyoruz. Ardından basketbol sahasına çeviriyoruz yönümüzü. Eski sokak oyunlarından, en sevdiklerimizden  yerden yüksek oyunu ile başlıyoruz eğlenmeye. Oradan çıkıp deniz boyunca yürüyerek ilerliyoruz. Kordonda çalışanlara kolay gelsin derken yavru balıkları da selamlıyoruz geçerken. Bir de balıkçıların başında bekleyen kedileri. Kordonun sonunda bizim de son durağımız olan Saat Kulesine varıyoruz. 1800 lü yıllardan günümüze gelen Kule 5 katlı ve kare prizma şeklinde. Güneyinde bir çeşme, kuzeyinde kapısı var. 2. katta bir balkon ve kapı. Üçüncü katta pencereler. 4. katta büyükçe bir saat. 5 katta altıgen bir kubbe. Kapıların, çeşmenin, pencerelerin kenarlarının kemerli olmasına dikkat çekiyoruz. Acaba tahta mı, tuğla mı yoksa taş mı kullanılmış? Sonunda açık kahverengi, açık pembe gibi renklerde taş kullanıldığına karar veriyoruz. Eskiden tüm şehirden görünen ve saati bildiren Kule şimdi binalardan pek gözükmüyor. Saat Kulesindeki çekimlerimizi de tamamlayıp son durağımızdan ayrılarak derneğimize dönüş yapıyoruz.

Şehrimizi gezdikten sonra yaptığımız değerlendirmede “Çanakkale'yi nasıl görüyorsunuz?” sorusuna verilen cevaplar...

"Kocaman ve güzel bir şehir. Ama bazen küçücük şeylerin içini dolduramamışız. Park edilmez yazan yere araçlar park edilmiş. Trafik polisleri de yok.”(Kerem)

"Biraz kirli görüyorum. Çöp kutularının az olduğunu farkettim.” (Sude)

"Kendi gözümden çekmem beni mutlu etti. Şapkam alındığında ilk üzülmüştüm. Sonra kedinin aldığını gördüğümde mutlu oldum. Kediye yuva oldu.” (Ayaz)

Çerçeveyi biraz daha genişlettiğimizde daha fazla anlar görebiliyoruz. Çerçeveyi yakına götürdüğümüzde sadece o anı görebiliyoruz.

Yorumlar