ŞEHRİMİZE BAKMAK VE GÖRMEK - ÇOCUK VE MİMARLIK ATÖLYESİ
Kasım'a
şehrimizden ve kendi penceremizden bakalım. Çanakkale'de yaşıyoruz her gün
birçok yerden geçiyoruz. Acaba Çanakkale çocukların penceresinden nasıl
görünüyor? Bir fotoğrafçı gibi önce gezelim, inceleyelim, araştıralım,
detaylarını öğrenelim, zaman geçirelim. Baktığımızın ardını görmeye
çalışalım... Hepimizin penceresi ayrı. Kare, üçgen, dikdörtgen, daire, dörtgen,
beşgen, altıgen penceler. Eski hastanenin yolundan başlıyor yolculuğumuz. İlk
durağımız Halk Bahçesi. Ancak gidiş bizi biraz zorluyor. Maalesef bazı arabalar
kaldırımlara park etmiş. Çocuklar ceza yazılırsa ve otoparklar olursa bu
sorunun çözüleceğini söylüyor. Bir de yolda çöp kovasının etrafının dolu
olduğunu görüyoruz. Büyük ya da daha fazla çöp kovasının bunu ortadan
kaldırabileceğini düşünüyoruz. Halk Bahçesine ilk girişte levhalar karşılıyor
bizleri gideceğimiz yönü belirliyoruz. Bu durum çok hoşumuza gidiyor. Halk Bahçesi
pek bir temiz geliyor bize. Ağaçlar, çiçekler, kediler, köpekler, kuşlar, süs
havuzu, çocuk parkı, can dostlarımızın parkı, bakkal, tuvalet, amfi, Zübeyde
Hanım Heykeli, kuş yuvaları, levhalar, yollar... Halk Bahçesinin her bir yanını
gözlemliyoruz. Diğer kapıya vardığınızda tarihçesini buluyoruz. Calvert
Bahçesiymiş eski ismi. Bir evin konağıymış eskiden. Zaman geçtikçe konak
yıkılmış bahçesi de biraz küçülmüş. Adeta
bir ağaç müzesi burası. İçinde selvi, çınar, defne, erguvan, akçaağaç ve
dahası... Çocukların penceresinden fotoğraflamak istedikleri ise kırmızı bir
gül, karga, Zübeyde Hanım Heykeli, köpek, ağaç, kaydırak, havuz, çimenler, taşlar,
kulübe, teleferik, yaprak, çiçek, tabela, bank. Pencereye sığmadığı için biraz
uzaktan bakmak gerekiyor bazen. Bazen de detaylar için daha da yakınlaşmak. Çocuklar
ayarlarını yapıp çekimlerini yapıyor. 2. durağımız Truva Atı. At hakkında
bildiklerimizi anlatıyoruz birbirimize. Sonra başlıyoruz atı penceremizden
görmeye. Kimimiz tam önünden, kimimiz yandan, kimimiz sadece başını, kimimiz
bayrakları alıyor penceresine. Ama kocaman atı pencereye sığdırmak kolay değil.
Epey uzaklaşmak gerektiğini anlıyoruz. Ardından basketbol sahasına çeviriyoruz
yönümüzü. Eski sokak oyunlarından, en sevdiklerimizden yerden yüksek oyunu ile başlıyoruz eğlenmeye.
Oradan çıkıp deniz boyunca yürüyerek ilerliyoruz. Kordonda çalışanlara kolay
gelsin derken yavru balıkları da selamlıyoruz geçerken. Bir de balıkçıların
başında bekleyen kedileri. Kordonun sonunda bizim de son durağımız olan Saat Kulesine
varıyoruz. 1800 lü yıllardan günümüze gelen Kule 5 katlı ve kare prizma
şeklinde. Güneyinde bir çeşme, kuzeyinde kapısı var. 2. katta bir balkon ve kapı.
Üçüncü katta pencereler. 4. katta büyükçe bir saat. 5 katta altıgen bir kubbe. Kapıların,
çeşmenin, pencerelerin kenarlarının kemerli olmasına dikkat çekiyoruz. Acaba
tahta mı, tuğla mı yoksa taş mı kullanılmış? Sonunda açık kahverengi, açık
pembe gibi renklerde taş kullanıldığına karar veriyoruz. Eskiden tüm şehirden
görünen ve saati bildiren Kule şimdi binalardan pek gözükmüyor. Saat Kulesindeki
çekimlerimizi de tamamlayıp son durağımızdan ayrılarak derneğimize dönüş
yapıyoruz.
Şehrimizi
gezdikten sonra yaptığımız değerlendirmede “Çanakkale'yi nasıl görüyorsunuz?” sorusuna
verilen cevaplar...
"Kocaman
ve güzel bir şehir. Ama bazen küçücük şeylerin içini dolduramamışız. Park
edilmez yazan yere araçlar park edilmiş. Trafik polisleri de yok.”(Kerem)
"Biraz
kirli görüyorum. Çöp kutularının az olduğunu farkettim.” (Sude)
"Kendi
gözümden çekmem beni mutlu etti. Şapkam alındığında ilk üzülmüştüm. Sonra
kedinin aldığını gördüğümde mutlu oldum. Kediye yuva oldu.” (Ayaz)
Çerçeveyi
biraz daha genişlettiğimizde daha fazla anlar görebiliyoruz. Çerçeveyi yakına
götürdüğümüzde sadece o anı görebiliyoruz.










Yorumlar
Yorum Gönder